Bir profesyonelin en önemli sermayesinin yalnızca bilgisi, deneyimi veya çevresi olmadığını düşünüyorum. Her şeyden önce sağlıklı ve berrak bir zihne sahip olmak gerekiyor. Çünkü zihinsel ve fiziksel olarak iyi olmadığınızda, yıllar içinde edindiğiniz birikimi gerektiği gibi kullanmanız da kolay olmuyor.
Bu dengeyi koruyabilmenin yollarından biri, insanın iş hayatının dışında kendisine ait alanlar oluşturmasıdır. Bu nedenle her insanın mutlaka birkaç hobisi ve tutkusu olması gerektiğine inanıyorum. Farklı hobiler yalnızca dinlenmemizi sağlamaz; zihnimizin farklı yönlerini çalıştırır, bizi yeni çevrelerle tanıştırır ve olaylara alışılmışın dışında bakabilme becerimizi geliştirir.
Hobiler çoğu zaman gündelik hayatın stresinden uzaklaşmanın bir aracı olarak görülür. Oysa bazen işimizle aramıza koyduğumuz mesafe, mesleğimize daha geniş bir açıdan bakmamızı sağlar.
Bilimsel literatürde “leisure-to-work enrichment” olarak tanımlanan kavram da tam olarak bunu ifade ediyor: Boş zamanlarımızda edindiğimiz deneyimlerin, geliştirdiğimiz becerilerin ve kazandığımız yeni bakış açılarının iş yaşamımıza taşınması.
Benim için Harley-Davidson ve motosiklet yolculukları böyle bir tutku.

Mesleki hayatım boyunca Orta Doğu’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde farklı araçlarla direksiyon başına geçtim. Farklı coğrafyalarda araç kullanmak; trafik kültürlerini, sürücü davranışlarını, yol altyapılarını ve güvenlik yaklaşımlarını yerinde gözlemlememi sağladı. Ancak Avrupa’nın farklı ülkelerinde Harley-Davidson’ımla katettiğim son yollar, benim açımdan yalnızca yeni bir seyahat rotası değil, önceki deneyimlerimi motosikletli bir yol kullanıcısının bakış açısıyla yeniden değerlendirdiğim kapsamlı bir saha çalışmasıydı.
Her ülke, farklı bir trafik kültürüyle karşıma çıktı. Sürücülerin birbirleriyle kurduğu iletişim, motosikletlilere yaklaşımı, hız algısı, yol paylaşma alışkanlıkları, altyapının niteliği ve güvenlik uygulamaları ülkeden ülkeye değişiyordu.
Bir ülkede yol çizgilerinin ve işaretlemelerin sürücüyü nasıl yönlendirdiğini gözlemlerken, başka bir ülkede trafik kültürünün kurallardan çok toplumsal alışkanlıklarla şekillendiğini gördüm. Bazen güvenliğin yalnızca mevzuatla veya teknolojiyle sağlanamayacağını, sürücülerin birbirine duyduğu saygının da en az bunlar kadar belirleyici olduğunu fark ettim.
Mesleki bilgim, yolda karşılaştığım durumları anlamlandırmama yardımcı oldu. Ancak bunun tersi de gerçekleşti: Yolda yaşadıklarım, yol ve sürüş güvenliği alanındaki çalışmalarımı besledi; bildiklerimi farklı koşullar altında yeniden değerlendirmemi sağladı.
Yaklaşık 20 yıllık mesleki deneyimime rağmen bu yolculukta işimle ilgili hâlâ öğrenecek, gözlemleyecek ve sorgulayacak çok şey bulunduğunu bir kez daha gördüm. Çünkü deneyim, öğrenmenin sona ermesi anlamına gelmiyor. Aksine deneyim arttıkça insan, neye daha dikkatli bakması ve hangi soruları sorması gerektiğini daha iyi anlıyor.
Yıllar içinde edinilen bilgi, sahadaki ayrıntıları görünür hâle getiriyor. Fakat hayatın kendisi de kimi zaman hiçbir eğitim salonunun sunamayacağı örneklerle karşımıza çıkıyor. İşte hobilerin mesleki gelişime sağladığı katkı da burada ortaya çıkıyor: İnsan sevdiği bir şeyi yaparken yalnızca dinlenmiyor; gözlemliyor, karşılaştırıyor, düşünüyor ve farkında olmadan öğrenmeye devam ediyor.
Bu nedenle yöneticilere de küçük bir mesajım var: Çalışanlarınızın kendilerine ve hobilerine zaman ayırabilmelerine alan tanıyın. Bu zamanı işten uzaklaşmak ya da verimlilik kaybı olarak görmeyin. Çünkü zihnini yenileyebilen, farklı deneyimler yaşayabilen ve kendi tutkularını sürdürebilen bir insan; işine daha güçlü bir motivasyonla, daha geniş bir bakış açısıyla ve yeni fikirlerle dönebilir.
Her mesleki kazanım toplantı odalarında, eğitim salonlarında veya yalnızca iş başında elde edilmiyor.
Bazı bilgiler sınıfta öğrenilir, bazıları pistte deneyimlenir; bazılarıysa ancak hayatın içinden geçerek kazanılır.
Yiğit Dedeoğlu
