1. Haberler
  2. Genel
  3. Araştırma etiği nedir?

Araştırma etiği nedir?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Araştırma etiği; bilimsel ya da akademik çalışmalar sırasında araştırıcının karşı karşıya kaldığı, kendinden, konularından ya da sosyal çevresinden kaynaklanan ahlaksal sorunlar olarak tanımlanır. Bilim adamları araştırmaları sonunda sundukları sonuçların sorumluluğunu taşırlar. Bu nedenle araştırmanın planlanmasından sunumuna kadar olan her aşamada araştırmacıların etik kurallara uygun davranmaları büyük önem taşır. Bilimsel araştırmalarda, denek olarak bireyler korunmalı ve özgür iradelerine saygı gösterilmelidir. İleride binlerce insanın hayatını kurtarma olasılığı bile olsa, araştırma sırasında hiçbir insan hayatı riske atılamaz. Araştırmacının, bilimsel araştırmaların evrensel kuralları konusunda yeterli bilgi sahibi olması, hem yapılan işlemlerin sağlıklı ve standart olmasını, hem de bu işlemlerde yer alanların en az zararla en çok faydayı elde etmelerini sağlamaları için şarttır. 

Bilimsel yalancılık ve saptırma girişimi, disiplinsiz araştırmadaki gibi farkında olmadan değil, bilinçli şekilde yapılan bir etkinliktir. Dolayısıyla bu etkinlikte iyi niyet olduğundan söz etmek mümkün değildir. Yukarıda bilimsel yanıltma türleri olarak verilen etik ihlaller, belirli bir inceleme ve emin olma sürecinin ardından bilinçli ve kötü niyetli bir şekilde yapıldıkları kabul edilmektedir. Bu eylemlerin suç olarak kabul edilmesinde en kaçınılmaz nokta, dürüstlük ilkesinin çiğnenmiş olduğunun kanıtlanmış olmasıdır. Özür kabul etmeyen bu durum, yapılan bilimsel yalancılık ya da saptırmanın niteliği gereğince bir ceza almayı gerektirmektedir. Bilimsel yalancılık ve saptırma unsurunun tespit edilebilmesi için süreçteki sıraya göre editör, hakem, özel tespit yazılımları ve okuyucular rol oynayabilmektedir. Bilimsel yalancılık ve saptırma olarak nitelendirilen bilinçli ihlaller olan bilimsel yanıltma türlerine genel anlamda bakıldığında, aşağıda şekilde sınıflandırıldığı görülmektedir (Arda, 2010; s.: 23; Benos ve ark., 2004). 

Bilimsel yanıltma örnekleri maalesef her zaman görülen örneklerdir; bunun için bilimsel çevrenin bu örneklere vereceği cevabını zamanın şartlarına ve beklentilerine göre sürekli revize etmesi gerekmektedir. Örnek olarak, Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen araştırma projelerinde bilimsel yanıltma örneklerine sık rastlanmaya başlanmasından sonra 1989 yılında Bilimsel Dürüstlük Ofisi kurulmuş, daha sonra bu ofisin ismi Araştırma Dürüstlük Ofisi olarak değiştirilmiştir. Yılda 30 ile 40 yeni bilimsel yanıltma örneği vakasının ORI’ye ulaşıyor olması, bilimsel araştırmada sahtekârlık olgusunun varlığını ve bu problemin devam etmekte olan bir problem olduğunu acı şekilde göstermektedir (Sox ve Rennie, 2006).

Bilimsel yanıltma gerçeğinin yaşanma sıklığını gözler önüne seren bir başka çalışma ise Irene Hames ve arkadaşlarının 1997-2012 yılları arasında Yayın Etiği Komitesi’ne yansıyan bilimsel yanıltma örneklerini  gösterdikleri çalışmadır. Öncelikle COPE, 1997 yılında İngiltere’de küçük bir tıbbi dergi editörleri grubunun oluşturduğu ve şuan dünya çapında farklı akademik alanlardan 7.000’den fazla üyesi olan bir kuruluştur. COPE’e üyelik, akademik dergilerde editörlük ya da sadece yayın etiği alanına ilgisi olan bilim insanları için açıktır.

Bilim çevresinde bilimsel yalancılık ve aldatmacalar için verilebilecek evrensel örneklere bakarsak, McBride vakası incelenebilir. William McBride, talidominin teratojenik etkileri üzerine yaptığı çalışmalar ile ün kazanmış bir tıp araştırmacısıydı. Ancak, 20 yıl sonra 1988 yılında, kendisinin de yayınladığı yayınlara ilişkin kullandığı ifadelerinin doğru olmadığını bildiği ve doğruluğuna inanmadığını bizzat kendisinin de belirtmesi üzerine bilimsel yanıltma yapmak suçu ile atfedilmiştir. 20 yıl önce büyük başarılar şeklinde lanse edilen çalışmaların aslında sahtekârlık örneği olduğu ve kaliteli bir araştırma sürecinin sonunda elde edilmedikleri ortaya çıkmıştır (Humphrey, 1992). 

McBride vakası gibi çok bilinen, araştırma verileri üzerinde oynama, intihal yapma ya da yayınlarda duplikasyon yapmak gibi evrensel örnekler maalesef bulunmaktadır. Bilimsel yanıltmalar konusunda ortak kaygı ve farkındalık oluşturulabilmesi için kusurlu araştırmaların yaygınlaşmasına ilişkin şu hususa dikkat edilmelidir: eğer bir araştırmacı yazdığı bir bilimsel yazı nedeniyle bilimsel yalancılıkla suçlanıyorsa, ilgili konuda bir uzman tarafından o kişinin dürüstlüğüne dair ikna edici nedenler sunana kadar bilim çevresi ilgili makaleyi güvenilir olmayan bir kaynak olarak değerlendirmelidir (Sox ve Rennie, 2006). 

Her ne kadar bu yaklaşım kusurlu araştırmaların üretilmesi noktasında caydırıcılık özelliği taşısa da, yapılan suçlamaların kişilerin akademik kariyerlerine olan geri dönüşü olmayan etkileri de düşünülerek, suç kesinleşene kadar araştırmacıların töhmet altında bırakılması uygun olmayacaktır. Burada önemli olan nokta, araştırmacıları bilimsel yanıltma yapmaya sevk eden sebepler ve faktörler ile bu sebep ve faktörleri ortadan kaldırmak adına neler yapılabileceğinin düşünülmesidir. Bu konu hakkında ilerleyen bölümlerde ayrıntılı açıklamalara girilecektir.

Habertrafik

Bir Cevap Yazın

Bizi Takip Edin

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.