Habertrafik yazarı ve yol güvenliği uzmanı Yiğit Dedeoğlu, yeni köşe yazısında Türkiye’de trafik ihlallerinin neden utanç değil gurur kaynağı olarak anlatıldığını sorguladı. Dedeoğlu’na göre asıl sorun cezaların azlığı değil; kural çiğnemeyi “açıkgözlük”, kurala uymayı “saflık” sayan toplumsal anlatı.
Habertrafik’te yayımlanan “Suç İşlemek Bu Ülkede Neden Övünç Meselesi?” başlıklı yazısında Dedeoğlu, gündelik sohbetlerde sıkça duyulan “molasız gittim”, “uyumadan bin beş yüz kilometre yaptım”, “cezayı sildirdim” türü anlatıların aslında birer ihlal itirafı olduğuna, ancak toplumda utanç yerine hayranlıkla karşılandığına dikkat çekti.
“Sorun cezada değil, kuralın meşruiyetinde”
Yazara göre bir toplumda kurala uyumu belirleyen şey cezanın büyüklüğü değil, kuralın vatandaş tarafından sahiplenilmesi. Kuzey Avrupa’da trafik kuralının yurttaşlar arası bir söz, Japonya’da ihlalin topluma karşı işlenmiş bir ayıp olarak görüldüğünü hatırlatan Dedeoğlu, Türkiye’de ise kuralın çoğu zaman “yukarıdan dayatma” olarak algılandığını ve bu nedenle kuralı atlatmanın sisteme karşı kazanılmış küçük bir zafer gibi anlatıldığını savundu. Oysa yazara göre bedeli ödeyen hiçbir zaman sistem değil; yoldaki başka bir aile ya da vergisini ödeyen başka bir vatandaş oluyor.
Yazıda bu kültürün üç ayağı sıralanıyor: kurnazlığa değer atfeden “işini bilen adam” anlayışı, “herkes yapıyor” normalleşmesi ve cezanın bazen uygulanıp bazen “tanıdıkla” silindiği seçici adaletin yarattığı güvensizlik. Dedeoğlu, sosyal medyanın ise bu döngüyü hızlandırdığını; eskiden sofrada kalan ihlal hikâyelerinin artık kayda alınıp beğeniyle ödüllendirildiğini belirtiyor.
En ağır fatura trafikte
Dedeoğlu, bu kültürün en kanlı sonucunun trafikte yaşandığını vurguluyor: Uykusuz sürüşün refleksleri alkollü sürüş seviyesine düşürdüğünü, buna rağmen molasız yol yapmanın toplumda “dayanıklılık” olarak sunulduğunu yazıyor. Yazara göre kaza haberlerinde makas atan sürücüyü lanetleyip akşam sofrasında kendi ihlal hikâyesini anlatan toplum, ölümlerin kültürel altyapısını konuşmaktan kaçınıyor.
Çözüm: Hikâyeyi değiştirmek
Yazının çözüm bölümünde üç başlık öne çıkıyor: İstisnasız uygulanan tutarlı adalet, ihlali korkutucu değil itibarsız kılan yeni bir kamu iletişimi ve işaret ezberi yerine ortak yaşam bilinci kazandıran erken eğitim. Dedeoğlu, ABD’nin alkollü sürüşü ve Avustralya’nın riskli sürüşü onlarca yılda toplumsal ayıba dönüştürmesini örnek gösteriyor.
Yazar, vatandaşa da somut bir çağrı yapıyor: Hız kadranı paylaşan, makas görüntüsüyle övünen içerikleri asla beğenmemek, yakın çevreden geliyorsa açıkça itiraz etmek. Dedeoğlu’na göre ihlal bir performans ve “seyircisi olmayan gösteri sürmez.”
Yazı, ülkelerin yasalarla yönetildiği ama toplumların hikâyeleriyle şekillendiği tespitiyle son buluyor; Dedeoğlu’nun çağrısı, kuralı çiğnenen değil sözü tutulan bir ülke anlatısının hep birlikte inşa edilmesi.
Yazının tamamı: https://habertrafik.com.tr/kose-yazisi/yigitdedeoglu/suc-islemek-bu-ulkede-neden-ovunc-meselesi/

